-
Dr. Tolga Tanolcay
Tarih: 10-03-2025 10:33:00
Güncelleme: 10-03-2025 10:40:00
Bu yazımızda, Peygamberimizin yaşadığı ilginç ve benim de aklıma geldikçe çok üzüldüğüm bir hadiseyi anlatacağım. Biliyorsunuz, Hz. Muhammed (SAV) on iki kadınla evlenmiştir. Ama yaşamının çok büyük bir kısmı (54 yaşına kadar) tek bir eşle (Hz. Hatice ra) geçmiştir.
İslam’a düşman olanlar tarafından çok fazla kullanılan bu olay, biraz dikkatli incelendiğinde ve evlendiği kadınların nitelikleri, evlenme nedeni ve yaşları göz önüne alındığında bu evliliklerin nefsani bir yönü olmadığı açıkça görülür. Bu evliliklerin barışı-birliği inşa etmek amaçlı olduğu, bir anlamıyla peygambere yakın kadın sahabeler oluşturulduğu anlaşılmalıdır. Peygamberimiz eşlerinin her birinin esasında Müslümanlar için özellikle kadınlar için bir okul niteliğine sahip olan evinde önce öğrenci, sonra Müslümanların öğretmenleri olmalarını murat etmiştir (Ezvac-ı Tahirat Okulu).
Gerçekten, İslâmî hükümlerin doğrudan doğruya Peygamber efendimizden (SAV) öğrenilip, ümmete ders verilmesinde Ezvac-ı Tahirat'ın (Peygamberimizin pak hanımları) evinin bir okul, kendilerinin de bu okulun hem sürekli öğrencileri hem de öğretmenleri oldukları görülecektir.
Diyebiliriz ki, peygamberimizin eşlerini, özellikle bunlar arasında çok özel bir yeri olan Hz. Aişe'yi (ra) devreden çıkaracak olsak, İslâm dininin neredeyse yarısı kadar olan bir hükümler manzumesini de yok farz edecektik.
Ben bu yazıda aynı zamanda bu okulun öğretmenleri olan peygamberimizin eşlerinin, peygamberimizi çok fazla üzdükleri bir hadiseyi anlatacağım. Bu hadise aslında çok ders verici bir hadisedir. Kadın fıtratını tanımak ve Peygamber eşi bile olsa o fıtratın yine kendini ifade ettiğinin örneği olması açısından önemlidir. Kuşkusuz bunda da hikmetler saklıdır.
Hicretin 6. senesinden sonra İslam Arap yarımadasında yayıldı ve Müslümanlar kısmen daha rahat ve zengin bir yaşama kavuştular. Fakat Peygamberimizin mütevazi yaşamı doğal olarak devam ediyordu. Fakat hanımları zaman zaman ondan daha önce pek görülmedik bazı isteklerde bulunuyordu ve bu istekler artmaya başlamıştı.
Hatta zaman zaman Peygamberimizin etrafında toplanarak, “Bizler de başka kadınların istedikleri ziynetleri isteriz!” diyorlardı; sonra da her biri birtakım farklı isteklerde bulunuyordu.
Peygamber Efendimiz, kendisi sade yaşadığı gibi hanımlarının da sade bir hayat sürmelerini ve buna razı olmalarını arzu ediyordu. Bunun için de isteklerine olumlu cevaplar vermiyordu. Fakat bu istekler onu üzüyor, rahatsız ediyordu. Bu durum devam ederken başka bir hadise oldu.
Şöyle ki; Peygamberimiz, ikindi namazından sonra hanımlarını dolaşır, onların hâl hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını tespit ederdi. Akşam sıra hangi hanımında ise, o hanımın odasında diğer bütün hanımları da toplanır, sohbet ederlerdi. Sonra da herkes kendi hücresine çekilirdi.
Günün birinde Hz. Zeynep’e (ra) bir tulum bal hediye getirilmişti. Hz. Zeynep de her gelişinde Resûl-i Ekrem’e çok sevdiği bu baldan şerbet yaparak ikramda bulunurdu. Bu sebeple o, Hz. Zeynep’in yanında bu süreçte her zamankinden biraz daha fazla kaldı.
Bu durum tabii ki Hz. Ayşe'nin dikkatini çekti ve bir şekilde bunun nedenin bal şerbeti olduğunu öğrendi. Aslında Hz. Ayşe ile Hz. Zeynep arasında bir rekabet vardı ve bu nedenle Peygamberimizin eşleri iki gruba ayrılmıştı.
Hz. Ayşe, hemen kendi yanında olan eşleri toplayarak, "Peygamberimiz kimin yanına giderse ağzının kötü koktuğunu ve ne yediğini soralım, O da bal şerbeti içtiğini söyleyince bunun nedeninin içtiği balın yapıldığı çiçeğin kokusundan kaynaklanmış olabileceğini söyleyelim" dedi.
Aslında bahsedilen koku “Urfut ağacı” denilen bir agacın “Meğafir” adı verilen zamkıdır ve peygamberimizin çok tiksindiği bir kokudur. Bunu bilen Hz. Aişe konuyu meğafire bağlamıştır. O gün Hz. Zeynep’in odasından ayrılan Allah Resulü Hz. Hafsa’nın odasını ziyaret edince,
Hz. Hafsa, Hz. Ayşe'nin dediği şekilde "Allah Resulü bu ne koku? Meğafir kokuyorsunuz. Neden acaba, ne yediniz?" deyince efendimiz bundan çok rahatsız olmuş ve bal şerbetinden bahsetmiş ve "Bal şerbeti bana haram olsun" diyerek bir daha içmemeye karar vermiştir.
Hz. Hafsa'ya “bu yeminden ve olaydan kimseye bahsetmemesini, bal şerbetini sevmesinden kaynaklı olarak eşlerinin arasının açılmasını istemediğini” söyledi ama Hz. Hafsa olan biteni Hz. Ayşe'ye anlattı.
Yeminin ardından kısa bir süre sonra;
“Ey Resûlüm! Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi, kadınlarının rızasını arayarak sen ne diye kendine haram edersin? Bununla birlikte üzülme! Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Tahrim 1)
Ayeti nazil oldu... Ardından yine Hz. Hafsa'nın mahremiyete uymayan davranışı hakkında da Tahrim suresinin 3. Ayeti indi. Bu ayetin inzalinden sonra Peygamberimiz Hz. Hafsayı uyardı, ama ilginçtir ki, Hz. Ayşe, Hz. Hafsa'yı ayete rağmen savundu.
Hep beraber dünya hayatının ziynet ve refahı ile ilgili bazı istek ve tekliflerde bulundular. Peygamberimiz hem duruma çok çok üzüldü hem de hanımlarının birbirlerini kıskanmalarından fazlasıyla rahatsız oldu.
Bunun üzerine,
- Dünya hayatının kendi nazarındaki değersizliğini anlatmak,
- Hanımlarına bir ders vermek,
- Aralarındaki kıskançlık ve çekememezliğe mâni olabilmek
- Eşlerinin kendisine besledikleri muhabbet ve sadâkatlerini ölçmek amacıyla.
Onlardan bir ay uzak durmak üzere yemin etti; bu yemininden sonra da "Meşrebe" diye anılan çardakta tek başına yatıp kalkmaya başladı. Sahabe çok endişelendi. Peygamberimizin eşlerini boşayacağı söylentisi çıktı. Hz. Ömer (ra) çok huzursuz olmuştu.
Peygamberimiz belli durumlar haricinde yanına girip çıkılmasına da izin vermiyordu. Hz. Ömer girmek için izin istedi ve izin verildi. Hz. Ömer "Meşrebe'ye" girdiğinde gördüğü manzarayı şöyle anlatır;
"İçeri girdim. O'na selam verdim. Hasırdan örülü bir yatak üzerinde idi. Hasır, derisinin üzerinde izler bırakmış, çizgiler belli oluyor idi. Etrafıma bakındım. Bir yanda bir avuç arpa, diğer yanda asılı bir post gördüm. Gözlerim yaşardı. "Neden ağlıyorsun ey Ömer" dedi.
-“Ya Resulullah! Nasıl ağlamayayım ki? Kisrâlar, Kayserler dünyanın zevk-ü sefasını sürerken, siz Allah’ın en sevgili kulu olduğunuz halde bu basit şartlar içinde yaşıyorsunuz!”
“Ey Ömer!” dedi. “Dünya nimetinin onların, ahiret saadetinin de bizim olmasına razı değil misin?”
Hz. Ömer, bunun ardından Allah Resulüyle dertleştiklerini, kendisine hanımlarını boşayıp boşamayacağını sorduğunu anlatır. Onun da "Hayır. Ama lüks yaşam isteyenin gidebileceğini ve buna izin vereceğini" söylediğini ifade eder.
Bu süreçte şu ayet nazil olur;
“Ve eğer, siz Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu murad ederseniz, Allah’ı ve Resûlünü râzı etmiş olursunuz. Zira, sizden Allah’ın rızasını dünya metaı üzerine tercih ederek ihsan edenlere, Allah büyük ecir hazırlamıştır." Ahzab 28-29
Peygamber efendimizin bu tepkisi eşlerini de endişelendirmiş ve yaptıkları davranışları bir daha analiz etmelerini sağlamıştır. Başta Hz. Ayşe olmak üzere Peygamberimiz bütün hanımlarına "Allah rızasını isteyen kalsın, dünya metaını isteyen gidebilir" demiştir. Bütün annelerimiz de elbette Allah rızası demiştir. Bu olay fıtratın ne kadar belirleyici olduğuna işaret eder. Peygamber eşi bile olsa kadın fıtratı kadın fıtratıdır. Belki bu hadise kadınları daha iyi tanımak için hikmetler taşır. Çünkü peygamberimizin her yaşadığı hadise ibretler ve hikmetler içerir. Allah bizi bu hikmetleri anlayanlardan eylesin.
Kaynaklar
1.https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/peygamberimizin-bir-ay-hanimlarindan-uzak-kalmasi-ila-hadisesi
2.https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/762df5e9d44b4ea1a8a7d8a3ba0dbc4d.pdf
3.https://www.resulullah.org/peygamberimizin-bir-ay-hanimlarindan-uzak-kalmasi
4.https://tevhidmeali.com/fihrist/p/peygamberin-hanimlari
- Hangi Kitapları Okuyalım? Gençlere Hangi Kitapları Tavsiye edelim?
- Şakacı Sahabe Nuayman bin Amr
- İslam Dünyasını Hilalsizleştirme Projesi
- Yerli Irklarımız Neden Önemli ve Yerli Evcil Hayvan Irklarımızı Koruyabildik mi
- Antarktika’nın Gizemi
- Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) NEDİR? GDO’lu Gıdalar zararlı mıdır?
- Dünyayı Koruyan Müthiş Kalkan: Van Allen Kuşakları
- Oryantalizm Nedir ve Oryantalist Kimdir?
- Koyun Keçi Destanı
- Ahh Endülüs – I
- Büyük Selçuklu Veziri: NİZÂMÜLMÜLK
- “Ed-Devletü't-Türkiyye”’nin (Memlük Devleti) Büyük Sultanı, Büyük Kahraman Sultan Baybars