beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Bir kültür elçisi; dünden bugüne sinema
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir kültür köprüsü düşünün; köprünün iki yakasında da insanı derinden etkileyen bir sanat dalı var, sinema. İlk gösterimlerin büyüsüyle Osmanlı da yankılanan meraklı seyirler, yıllar içinde Yeşilçam’ın sokaklarına, Türk toplumunun ruhunu perdeye yansıtan hikâyeye dönüşme yolculuğunu başlatmıştır.
Osmanlı imparatorluğu sinemaya, Batı’da Lumiere Kardeşlerin, sinematografı icat etmelerinden kısa bir süre sonra 1896 yılında ulaşmıştır. Halkın ilk kez hareketli görüntüyle tanışması bu tarihlerde Galatasaray’daki Sponeck Birahanesi’nde olmuştur. 1908 yılında, Konstantinidis adında bir Rum girişimci Beyoğlun’nda “Pathe Sineması” olarak bilinen ilk sinema salonunu açmıştır.
Birinci dünya savaşı döneminde halkı bilinçlendirmek ve motive etmek amacıyla “Merkez Ordu Sinema Dairesi (MOSD)” kurulmuş, film prodüksiyonları propaganda amacına hizmet etmiştir. İlk Türk sinemacılarından kabul edilen Fuat Uzkınay, 1914 yılında bu kurumun desteğiyle gerçekleştirdiği ilk yerli yapım olan “ Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı kısa bir filim ile tarihe geçmiştir.
Osmanlı döneminde sinemanın ekonomik katkılarına yönelik sistematik sayısal veriler bulunmamakla birlikte sinema sadece bir eğlence platformu değil, aynı zamanda ekonomiyi canlandıran önemli bir yenilik de olmuştur. Beyoğlu, İstanbul’un önemli kültürel ve ticaret merkezlerinden biri olarak büyük bir ekonomik hareketlilik sağlamıştır. Özellikle Fransa, Almanya gibi batı kaynaklı filmler yeni bir ticaret kolu olarak var olmuştur. Yüzlerce yabancı filmin ithal edildiği dönemde ithalat ile sağlanan vergiler, Osmanlı’nın ticaret hacmini de artırmıştır.
Sinemanın kültürel hayata girmesi, sinema etrafında yerel esnafa önemli bir gelir kaynağı yaratırken projeksiyonculardan yardımcı hizmetlere kadar yeni iş kollarının gelişmesinin yolunu da açmıştır. Bu gün Türk sinemasının uluslararası başarıları ve ekonomik katkıları, bu tarihi mirasın modern bir yansımasıdır.
Erken Cumhuriyet dönemi yazarlarından Halid Ziya Uşaklıgi’in realist–natüralist bir roman hikayesi olan “Aşk-ı Memnu”, 1975 yılında çekilen ve 1981 yılında Fransa’ya satılan ilk yerli yapım olmuştur. Ancak sektör 1981 yılından 2001 yılına kadar ihraç yapamamıştır. 20 yıl aradan sonra Kazakistan’a ihraç edilen “Deli Yürek” dizisi o dönemlerde dahi önemsenmeyecek rakamlarla da olsa (bölüm başına 30 dolar) Türk sinemasının ihracat serüvenini başlatması açışımdan önemli kabul edilmelidir.
Türk dizilerinin pazar çeşitliliği son yıllarda Orta Doğu’dan Avrupa’ya Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar uzanmakta, ekonomik büyüklüğü milyon dolarla ifade edilmekte, 2023 verilerine göre ABD den sonra Fransa, Güney Kore ve İngiltere gibi devleşen ülkeler arasında ikinci sırada ipi göğüslemektedir.
2015 yılında yaklaşık 250 milyon dolar olan ihracat gelirimiz katlanarak artarken 2023 yılında bu rakam 1,5 milyar dolara tırmanmıştır (istanbulticaretgazetesi.com). En çok izleyici kitlesiyle; Şili, Meksika, Arjantin, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan Özbekistan Avrupa da ise Arnavutluk, Polonya Sırbistan Bulgaristan Yunanistan Makedonya Hırvatistan Bosna Hersek Macaristan ve Kosova da reyting rekorları kırılırken Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerde yasaklar nedeniyle sınırlı bir izleyici kitlesine ulaşıldığını söylemek yanlış olmayacaktır ( zraporu.com).
Yüzlerce yıllık tarihi mirasından doğan, birbirinden farklı kültürlere sahip yakın ve uzak birçok coğrafyada derin etkiler bırakan, doğu batı sentezini oluşturan Türk dizileri aracılığıyla Türkiye, önemli bir turizm merkezi haline gelme başarısını göstermiştir. Ekonomik büyüklüğünün yanı sıra son yıllarda Netflix, BluTV, Puhutv, Amazon Prime Exxen, Gain ve Youtube gibi dijital platformlarda sadece ekonomik dinamikleri değil aynı zamanda kültürel değerleri ve toplumsal algıları da şekillendirmektedir. Hollywood, ekonomi ve teknolojik üstünlüğüyle geniş kitleleri etkilerken Amerikan değerlerinin evrensel olarak kabul görmesi algısını yaratmıştır. Gerçekte sinema bir kültür taşıyıcısıdır. 
Belirli ideolojilerin ve kültürel normların küresel ölçekte yayılması stereotiplerin güçlenmesine de yol açar. Sektörün, Türkiye üzerinde bir turizm destinasyonu yaratması övgüye değer olsa da aynı zamanda kültürel dezenformasyon riskinin gözardı edilemeyecek kadar önemli olduğuna dikkat çekmek gerekir. 
Seksenli yıllarda teksax tarzı Amerikan yapıtları benim gibi ve belki de çoğumuz üzerinde Amerika hakkında bir kovboy ülkesi imajı yaratmıştır. Kültürel tanıtım ve diplomasinin en önemli araçlarından birisi olan sinema, toplumun aile yapısını, geleneklerini, sosyolojisini, demografik yapısını, ekonomik dinamiklerini yansıtması ve değer bulması açısından önemlidir.
Özellikle sahip olduğumuz kültürel mirasımız, doğu batı medeniyetlerimizin zengin tarihi dokusuyla dünyada lider konumunda olduğumuzu söylemek abartılı olmayacaktır. Kültürel bir köprü olarak da ifade edilebileceğimiz sektörün bu dinamiklerini dinamitlemeden ekonomik büyüklüğümüzün artırılarak korunmasını ve bu mirasın gelecek nesillere bırakılmasını arzu etmek ulusal kimliğimizin korunması ve güçlenmesi açısından halisane temennimiz de olmalıdır. Bir milletin ananeleri, onun kalbi hayatiyesidir.
Bu yazı 840 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum