-
Sabiha İclal Tiryaki
Tarih: 07-12-2024 23:02:00
Güncelleme: 23-12-2024 08:22:00
Fikirlerin savaşında, hakikat mi yoksa egolar mı galip gelir? Ya da galip gelmiş olmak gerçekten kazanmış olduğumuzun göstergesi midir? Yeni dönem insanının büyük imtihanı bu. Cemil Meriç, "Polemik, zekâların savaşıymış. Zekâlar birbiriyle savaşmaz. Polemik, kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşıdır." der.
Düşünsenize, insanın aynada gördüğü yüzden, o yüzün ardına saklanmış olandan gizli çıkarları olduğunu. Nefesimiz tükenene kadar devam edecek sonsuz bir savaş. Aynaya her baktığımızda kendimizle yaptığımız tüketici polemik...
Kafamızın içinde başlar ya her şey ve duygularımızı ilk orada şekillendiririz. Sonrasında bakışlarımıza, dilimize, vücudumuzun her bir kıvrımına yerleşir. Rengini, hatta kokusunu yaymaya başlar. Pembe, mavi ya da kara bulutlar hepsi içinde bulunduğumuz duygu halinin temsili resimleri haline geliverir dilimizde.
Ego ve hırs zaten çok iyiyi yapmaya engel ama sevgi kaplamalı nefreti hem kendimizde, hem de çevremizdekilerde teşhis etmeye engel değil! Hepimiz istisnasız nefret duygusunun sarsıcı tokadını yemişizdir. Öfkemizin, benimsemediğimiz, beğenmediğimiz her şeyin hemen arkasına ya da başına iliştirilen bir kelimeye dönüştüğü de az görülür değil.
Yağmurda dışarı çıkmaktan, karın yağmasından, sıcaktan, arkadaşından, yediği yemekten, lisanından, ırkından, tipinden, burnundan, kardeşinden... Uzadıkça uzayan bir liste.
Vurgusu daha mı fazla, yoksa daha mı çok anlam katıyor söylemimize?
Yaşanan anlaşmazlıklar, dışarıdan gelen olumsuz etkiler, öfke tohumlarını sulayarak büyütüyor ve çoğu zaman bunu fark edemiyoruz. Bin bir emekle adeya kumdan kaleler inşa ederken, bir yetişkinin bir akranın bilerek ya da bilmeyerek onları yıkmak için çabaladığına şahit oluyoruz pek çok kez.
Dünyayı ve ülkemizi kasıp kavuran doğal bir afet bu. Ailede başlayıp topluma yansıyan, aklımızın ve yüreğimizin huysuz, kara, acımasız taraflarını patlattığımız okkalı bir şamar. Televizyon ekranlarından salonumuza seken bir top mermisi, duygularımızı çiğneyip geçen tank paleti, ya da evimizin ortasında patlayan nükleer başlıklı bir füze.
Şiddet ve nefret söylemlerinin yayılmasında önemli bir rol oynayan medya bu sürecin başatlarından. Mütemadiyen maruz bırakıldığımız polemikler, gündemi meşgul etmek, ya da algı oluşturmak adına üzerimize boca edilen her şey, bir kısır döngü içine sıkışıp kalmamıza sebep oluyor.
Ancak bu durumun önüne geçmek için bireysel, toplumsal ve devlet düzeyinde çeşitli önlemler alınarak yaraya bir nebze merhem olunabilir. Medyanın sorumluluklarının artırılması, fertlerin medya okuryazarlığının geliştirilmesi bu konuda yapılması gerekenler arasında sayılabilir fakat yeterli mi?
Eğitim sisteminde hoşgörü ve empati becerilerine yönelik bazı adımlar atılmış olsa da, bu becerilerin sistematik olarak öğretilmesi ve değerlendirilmesi konusunda fazlasıyla eksiklik olduğunu teşhis ediyoruz. “Görünen köy kılavuz istemiyor açıkçası. Uzun vadeli bir çaba gerektiren bu süreçte, tüm paydaşların işbirliği ve ortak bir vizyonla hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Hedonizmin pençesinde kıvranan insanlarımızın uykudan uyanması için bir düğmeye basılması tabi ki yeterli olmayacak. Kaybettiğimizi açık açık gördüğümüz inancımızın, yaşama biçimimizin harcı olan kadim değerlerimize sahip çıkmak için beklemeye mecal kalmadığı da başka bir gerçek olarak önümüzde duvar gibi duruyor.
Pencere farkı yanılgıları açığa çıkarır ve bu yanılgılardan süzülenleri karşılıklı takas edebiliriz. Perdahlı ambalajlarla servis edileni değil de, mesele mutedil olanı bulabilmekte.
Her ne kadar toplumumuzun pek çok kesiminde polemik virüsü yaygın olsa da "Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar." Namık Kemal'in sözü günümüzün gerçek manadaki ortak akıl kavramına verilebilecek en güzel cevaptır. Bu söz kısaca, “Fikirlerin açık ve net çarpışmasından hakikat güneşinin doğması” şeklinde de söylenebilir.
Toplumsal sabiteler bu alışverişte büyük etken. Her fikir tartışılmayı hak etmeyebilir. Tartışılmayı hak etmediğini düşündüğümüz, sabitelerimiz ve değerlerimizle taban tabana zıt, toplumu ifsat eden fikir ve eylemler yine de bu alışverişin kapsamı içerisindedir.
İfsad edici fikirler olduğunu düşünmemiz, kapıları tamamen kapatmamızı gerekli kılmıyor. Değerlerimizin kolonları ve zemin taşları, fikir çatışmasında fikri gücümüzün dayanakları olacaktır.
Öfkenin gizlendiği fikirler ise hakikate uzak kalır. “Akletmez misiniz” sorusunun doğrudan muhatabı olarak böyle bir durumda korunmasız kalmışızdır. Hakikat peşindeyseniz, dingin renkleri daha çok kuşanmak zorundasınız. Bu mücadeleyi bir üst seviyeye taşımak için, has bilginin, sevginin ışığı yüreklerimizde mesken tutmalı.
Toplumsal dayanışmayı, birlik ve beraberliği, hoşgörüyü yoksa nasıl artırabilir, iç dünyamızı başka nasıl zenginleştirebiliriz? Allah'ın rahmetinin, bizlerde mucizevi bir şekilde açığa çıkardığı merhameti ayağa kaldırmalıyız. Kalplerimiz ölüyor farkında mısınız?
Sabiha İclal Tiryaki