-
Sabiha İclal Tiryaki
Tarih: 19-11-2024 11:09:00
Güncelleme: 09-12-2024 21:02:00
İskenderiye Kütüphanesi, ateşin kora çeviren nefesine teslim olduğunda, yine geceyi mi gösteriyordu saatler bilinmez? Koca yapı çığlık çığlığa yanarken, tarihin tanıkları sessizliğe gömüldü.
Pagan tapınaklarının, hristiyanlarca imhası sırasında, hayattan payına düşeni alev kapanında tutsak kalarak aldı antik kütüphane. Binlerce el yazması kitap geçmişin küllerine karıştı gitti.
Yerküre, doğduğu günden beri yüreğinden yanıp durur.
Dayanamadığı zamanlarda ateşini düşürmek için, kendini doğurur yeniden.
İnsanoğlu ise tabiattan kopya çekmeyi sever. Asıl olanı yok etmeyi kendine görev bilmiş gibidir. Hasetle baktığı yanardağlardan geri kalmamak için zaman zaman güç gösterisi yapar kısır aklınca.
İnsanlık tarihi, bu ve buna benzer nice yangınlar neticesinde, biraz da kendini yaktı denebilir.
İmparator Neron, Roma yanarken ne düşünüyordu?
Şehri onun yaktırdığına dair kesin kanıt olmasa da, yangını seyrederken çılgın kahkahalar attığı söylenir.
Cordoba' nın bir milyona yakın el yazması barındıran kütüphaneleri, ilkin Berberi akınlarından nasibini almış, ardından da bölge hristiyanlarca ele geçirilmişti. Granada' da günlerce yanan, sayısız alanda eser ve Kuran-ı Kerimlerin yanık kokusu, o günden günümüze kadar tütmeye devam etti adeta.
Londra Şehri 1666 yılında ateşin ellerine teslim ediyordu kendini.
Güzelim ahşap binalar çırayı bile kıskandırırcasına alevlerle kavgaya tutuştuğunda, yangınların isinden insanların kalpleri sanki biraz daha kararmaya yüz tutuyordu.
Herkes tarihe, tarihin bugüne uzantıları olan güzelliklere değer vermekten ve bunu göstermekten bahsedip duruyor.
Aklın ve elin imece yapıp ürettiği her şeye tapınıp dururken, ne kadar boş lakırdı ettiklerinin farkında mıdırlar?
Yaratmak fiilinin böylesine savrulması ve hakikatten ne denli uzaklaşıldığının idrakinde olamamak ise bir çeşit kayboluş.
Dünya hâlâ cayır cayır yanıyor ve tam da merkezinde kibrini kendine taht yapmış zalimler var. Riya, sözlerden süzülüp ayakların altında biriktikçe birikiyor.
Kan kokusunun, dumana karıştığını hissetmek için, hemen yanı başınızda olmasına gerek yok artık. Bir tuş, bir ekran uzaklığı yeterli.
Kütüphaneleri yok ederken kendine şeref payesi çıkaranlar, bugün aynı çamurda debeleniyorlar. Kadim İslam şehirlerinin, demokratik barbarlıkla yıkılıp, hafızalarının bilinçli bir şekilde yok edilmesi, tarihin ateşli yollarına az katkı sağlamadı.
British Museum’ u dolaşırken, daha önce Bağdat Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen eserleri gördüğünde, “Seni çaldılar ülkem” diye ağlayan eski müze müdürünün gözyaşları, alevlerin dehşetli gösterisinden daha az mı yanık izi bırakıyor?
Ateş düştüğü yeri yakmıyor...
gönülleri de beraberinde küle çeviriyor. Keşkeler serseri mayın gibi ortalıkta dolanıyor.
Yine, yeniden bir tarih kendini alevlere kaptırana kadar, zifiri bir sessizlik derin uykuda.
Gazze’ de çaresizce seyirci kaldığımız soykırım ve katliama, şehrin moloz yığınına dönmüş binaları ve kan kokusu şahit.
Şehit edilen Filistinli şair Heba Ebu Nada’ nın sesi, tüten küller arasından yükseliyor.
“Eğer ölürsek, biz razı ve sabırlıyız
Ve bizim adımıza hak ehli olduğumuzu tebliğ et.”