-
Turgut Tunç
Tarih: 25-07-2025 09:53:00
Güncelleme: 25-07-2025 09:53:00
Konuştuk Sandık da Ne Kadarını Anlattık?
Bazı insanlar vardır, konuşmaz ama anlatır. Bazılarıysa anlatmaz ama bağırır. Ve biz, her sesin konuşma, her kelimenin anlam, her ifadenin iletişim zannedildiği bir çağda yaşıyoruz. Gerçekten konuşmayı biliyor muyuz? Yoksa sadece içimizde birikenleri haykırmakla meşgulüz de adına “konuştum” mu diyoruz?
Birbirimizi duymuyoruz aslında. Sadece sıramızı bekliyoruz; hatta karşımızdakinin susmasını dahi beklemeden “şimdi ben!” diye atlayan bir telaşla, biriktirdiğimizi boşaltıyoruz. Ne zaman ki biri sessiz kalmayı seçiyor, onu kırgın ya da ilgisiz sanıyoruz. Çünkü sessizliği anlayacak kulak kalmadı.
Hele şu “telefon konuşmalarıyla prestij kazandığını” sananlar yok mu…
Herkese duyurulması gereken bir bankacılık işlemi, kredi pazarlığı ya da “abi ben orayı 30 bine bağladım” cümlesi… Ortama bilinçli bırakılmış cümle tuzakları. Telefonu kulağına değil, havaya tutanlar… Belki de en çok o havaya konuşuyorlar da farkında değiller.
Evlerde ayrı bir yayın başlıyor sonra. Komşuya kadar yankılanan tartışmalar, kahkahalar, sesli diziler. Mübarek, apartman dairesi değil de müstakil malikâne sanki. Sanki bu ses duvarı geçmez, yankı yapmaz. Sanki herkes seninle yaşıyor da onlara da düşüyor her sahne.
Ama içimi en çok yakan kısım, sözün suyunu kaynatıp da hâlâ “konuşuyorum” zannedenler. Yitirilmiş bir sayfanın üstüne bağırarak yenisini yazamazsın. Söz dediğin, kalbe değmezse, suskunluk kadar da kıymetli değildir. Bazen susmak, haykırmaktan daha çok şey anlatır.
Peki biz ne yapıyoruz?
Dış dünyaya karşı kelimelerimizi kalın kalın boyarken, iç dünyamızda dilsizleşiyoruz. “Ben öyle demek istemedim” cümleleriyle sürekli özür diliyoruz, çünkü ne söylediğimiz kadar nasıl söylediğimizi de unuttuk.
Acaba konuşmayı mı unuttuk, yoksa konuşmamakta mıyız aslında?
Belki de gerçek iletişim, iç sesimizle barış yaptığımızda başlar. Belki de daha az konuşup, daha çok dinlediğimizde…
Ve evet, belki de bazen sadece “içimizden diyiverip” geçmek gerek. Hem daha az kırılırız, hem daha az kırarız.
Sahi,sesimizi duyan çok ama sözümüzü anlayan var mı gerçekten?
Muhabbetle…
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Neler Oluyor Bize
- Geçmişin Haylazlarını Şimdi Melaike Görmek
- Bir Sofralık Hasret: Gönül Sofralarının Sırrı
- Ayağımızı Yorganımıza Göre Uzatmak
- "Saygı Seferberliği": Toplumsal Yaralarımıza Çare
- Vicdanın Enflasyonu: Pahalılıktan Önce Ahlakımız Çürüdü
- Yeşil Vatan ve Vatanseverliğin Gerçek Ölçüsü
- Bir Omuz Bin Yük Alır
- İletildi: Ama Gönülden mi ?
- Meşguliyet mi, Kalkan mı?
- “Burcumuz Kadar mıyız Gerçekten?”
- Dönüm Noktaları ve Gemisini Yürütmeye Çalışanlar
FACEBOOK YORUM
Yorum